Arkaik atalarımız küçük gruplar oluşturmaya başladıklarında onları bir arada tutan şey dışarıdaki tehlikeye karşı güvende olduklarına ilişkin duygulardı. Grup halinde olmak bakım görmek, korunmak ve olası bir tehlike durumunda yalnız olmadığını hatırlamak çok önemliydi. Bir araya gelmek, güvenli alan yaratma olanağıyla birlikte, belli bir zorluk da yaratıyordu; ortak korkulardan yola çıkarak anlaşılabilecek ortak bir zemin yaratmak ve “dili” bu uzlaşma zeminini sağlaması için yaratmak, kullanmaya başlamak gerekiyordu.

Dil başlangıçta temel ihtiyaçları ifade etmek için kullanılmaya başlandı ancak gruplaşmalar arttıkça ve gruplar büyüdükçe dil, yeni gelişen toplulukların düzenini sağlamak için de yeni icatlar çıkardı… Sadece ortak güvenliğin nasıl sağlanacağını değil, grup olarak hangi kurallara bağlı kalınacağını, neye inanılacağını, nasıl inanılacağını, insanın kendisi dışındaki güçlerle nasıl ilişki kuracağını da açıklamaya başladı. Bu başlangıç dünyanın en eski mesleğini, masal anlatıcılığını ve masallar yarattı…

(Bu yazı Psikolojik Danışman Beyhan ÖZPAR tarafından kaleme alınmıştır ve ve yazının tüm hakları Beyhan ÖZPAR’a aittir.)

Masallar aslında insanın sadece sosyal ihtiyaçlarını değil, psikolojik ihtiyaçlarını da karşılaması için bin yıllar boyunca en önemli araç oldu. Eğitim daha kavramsal olarak zihinlerimizde bir yere oturmamışken de, eğitim kurumlaşmaya başladığında da masallar oradaydı; insanlığa var oluşunu düzenleyebilmesi için yol gösteriyordu.

Sanayileşme ve bilgi toplumlarının oluşması masalların gözden düşmesine ve insanlığın ortak kültürünün aktarılmasına olanak sağlayan masal anlatıcılığının unutulmasına neden oldu. Özellikle son elli yılda hem bilimsel gelişmeler hem teknoloji devrimi hem de “eğitimli/okumuş aklın” yüceltilmesi insan ruhunda önemli bir boşluğun oluşmasına neden oldu. Bu boşluk, masalların ortak kültürün aktarılmasının ve psikolojik olarak insana hizmet etmesinin bir sonucu olarak okunabilir ve bu son elli yılda insanların kendi kişisel “masallarını” anlamak ve yaratmak için, kendi mitlerini bulmak için psikoterapi odalarını doldurmalarının sebebi olabilir. Çağımız insanlarının en çok mustarip olduğu konu her şeye sahip olup, bir anlamdan yoksun olmak gibi görünüyor.

Masallar elbette ki tek başına çözüm değil, psikoterapi odalarına ve psikoterapistlere hala çok ihtiyaç var. Ancak küçük bir çocuğun gelişiminde masalların yaşamsal bir önemi var… Özellikle insan evriminin küçük bir tekrarı gibi düşünüldüğünde bir çocuğun, insan topluluğunun içine doğduğu, o toplulukla bir araya gelme ve ortak bir zeminde buluşmaya çabaladığı, dile sahip olan ve düşünceye uzanan yolda sadece arkaik içerikler ve içsel dinamiklerle hareket ettiği düşünülünce, masallara çok ihtiyacı var.

Günümüzde masal anlatmak yerine ebeveynler çocuklarına kitap okumayı tercih ediyorlar. Bunun pek çok “rasyonel” nedeni var kuşkusuz. Öncelikle kitap okunması çocuğun kitaplara olan ilgisini arttırdığı ve kitap okumaya teşvik ettiği için çok cezbedici. Ben de dahil, eğitimciler ve psikologların çoğu kitap okumayı, çocuğun dil becerileri, düşünme becerileri ve okuma yazmaya hazırlık için önemli bir araç olarak görüyoruz ve bu konuda haklıyız da. Ancak kitap okumanın ya da bir masalı kitaptan okumanın sadece bilişsel gelişime katkısı üzerinden düşündüğümüz bir gerçek. Ruhsal gelişim için çok önemli bazı araçları sağlayan, zengin sembolizasyona sahip masallar yerine, belli bir konuda bilgi veren, doğru ve yanlışı öğreten ve etkileşimden çok uzak bir atmosferde paylaşılan, aslında monoton olan bir etkinlik kitap okumak. Ve evet hala önemli, ancak çocuklara bir masalın verdiği tatmin ve zenginlikten çok uzak. Maalesef kitaplar, okunduğu zamana ilişkin bir tatmin sağlıyor, oysa masallar çocukların imge dünyasında yaşamını sürdürmeye, anlatıldıktan çok sonra bile devam ediyor.

Masallar çocuklara bizim göremediğimiz ne veriyor? Bunu da belki yine zihinsel/akademik becerilerin çok önemli olduğu günümüz koşullarında, gözden kaçırdığımız bir gelişim alanında aramak gerekiyor: duygusal gelişim –ya da psikanalitik söylemle Psikoseksüel gelişim… Zannediyorum “psikoseksüel” terimiyle yazıda karşılaşan pek çok yetişkin bir çeşit rahatsızlık duydu bile. Ancak psikoseksüel gelişim çocuklarımız için çok önemli bulduğumuz dürtü kontrolü, empati, toplumsal olarak kabul edilebilir normlarla hareket etme, sorun çözme gibi becerilerin önünü açan, “ruhsal çatışmaların” nasıl çözümlendiğini tanımlayan önemli bir kavramsal çerçeve sunuyor.

Hayır, burada uzun uzadıya psikoseksüel gelişimden bahsetmeyeceğim. Ancak çocukların bu gelişimsel evrelerden geçerken ruhsal içeriklerinin nasıl olduğundan, nasıl büyük duygusal gerilimlerle baş etmeye çalıştığından ve masalların, özellikle halk masalları ve peri masallarının çocuklara bu anlamda nasıl önemli bir geçiş alanı sağladığından bahsetmeye çalışacağım.

İnsan yavrusu ilk doğduğunda kendini ifade edecek hiçbir araçla donatılmamış olarak dünyaya gelir. Bir sürü ihtiyaçlardan oluşan bir ateş topudur ve bu ihtiyaçları sadece “duyumları” yoluyla tanımlayabilen bir gelişmişlik düzeyindedir. Bu kadar muhtaçken kendini ifade etmesinin tek yolu ağlaması ve gerilimini dışa vurmasıdır. Evet, size inat ağlamazlar, en çok sükunete ihtiyaç duyduğunuz zamanları kollamazlar; sadece içsel bir gerilim hissederler ve bunun düzenlenmesi için birini yardıma çağırırlar. Çünkü kendileri bununla baş edebilmekten çok uzaktırlar. Bu dönemde hala düşünce yoktur ama duyumlar ve duygular devrededir. İhtiyaçlarının karşılanması ve sakinleşebilmek için onlarla uyumlu olabilen bir “yetişkin” gereklidir.

Büyüdükçe kendilerini ifade etme araçları da gelişir, mesela dilin kullanımı başlar. Ancak bu becerilerle beraber ihtiyaçlar ve dış dünyanın çekiciliği de artar. Bu durum yeni içsel gerilimler yaratır, bağımlı olduğun yetişkinin sevgisini ve ilgisini kaybetmeden dünyaya açılmak, küçük topluluğun bir parçası olmaya başlamak gibi. Tabi güvenlik ve duyguların çeşitlenmesi ve düşünce de devreye girer. Düşünce bir çocukta, biz yetişkinlerin tasarımladığı “akılcı” ve “gerçek dünyayı” referans alan bir düşünce değildir; fanteziler ve gündüz düşlerinden oluşmuş kelimelerden çok imgeler, zihinsel tasarımlar yumağıdır. Yetişkin beklentileri, toplumun talepleri, bilinçli ve bilinçdışı fanteziler, id dürtülerinin baskısı gibi pek çok faktör gerilimi her geçen gün arttırır. Çocuklar kendilerini ifade edebilecek, gerilimlerini azaltacak, içlerindeki iyi ve kötü bileşenlerle baş etmelerini sağlayacak bir arabulucu ararlar. Çok az yetişkin bu arabulucu görevi üstlenebilir, çünkü burada arabuluculuk yapılması gereken çocuğun iç dünyası ve dış dünyası arasındaki gerilimin farkında değildirler. Çünkü çocuğun “zaten her istediği oluyor ve onu mutsuz edecek herhangi bir şey olmuyordur.” Oysa hep söylediğimiz gibi, büyümek ve gelişmek başlı başına bir gerilim kaynağıdır.

Burada bir konunun özellikle altını çizmek isterim: çocuklarımızın içinde sadece “iyi” şeyler yoktur. Onlarda gerilim yaratan en önemli şey içlerinde, biz yetişkinlerin çok iyi bildiği ve kendimizde bile bazen kabul etmekte zorlandığımız “kötü” şeyler de vardır. Yani yapıcı ve hayata yönelen dürtülerin yanında, yıkıcı ve yok eden dürtüleri de vardır. Yetişkinler “hep mutlu”, “hep iyi” kümesindeki şeyleri kabul etmeye, pozitif olmaya, hep gülümsemeye verdikleri “ideal” olanın karşı konulmaz oluşundan doğan baştan çıkarıcılıkla, bu “kötü ve çirkin” olanı ısrarla önce kendilerinde ret ederler. Sonra da çocukta böyle bir potansiyelin olduğu gerçeğini görmezden gelir ve ısrarla inkar ederler. En çok bu noktada çocukların masallara ihtiyacı vardır. Çünkü ihtiyaç duydukları duygulanımı düzenleyen yetişkini kaybetmişlerdir.

Masallar bir çocuğa içsel gerilimini düzenlemesi için sonsuz olanaklar sağlar. Çocuk içsel gerilimini bir tasarıma dönüştürmeye çalışırken yeterli imgeleme sahip olamayabilir. Bu noktada masallar yardıma koşar. Bir tasarıma dönüşmüş, temsil edilebilmiş, fantezilendirilebilmiş bir içsel çatışma ve gerilim, çocuğa eskisi gibi zarar vermez. Zihinsel tasarım ve fantezi başladığında düşünce için de alan açılmış olur. Düşünce başladığında ise yeni çözümler bulmak ve rahatlamak mümkündür.

Şöyle anlatalım: Bir masal içinde bir kahraman, çocuğun iyi-kötü gibi kutuplaştırabileceği figürler barındırır. Bir zorluk, başarılması gereken bir görev, önemli bir problem sunar. Bu problemin üstesinden gelinmesi için yardımcı figürler bulunur. Bazen kötü olan, kötü görünen sonra önemli bir yardım sağlar. Sonunda da sorun çözüme ulaşır ve kahraman önemli bir ödül kazanır. Tüm bunlar gerçek olmayan bir dünyada ve zamanda geçer. Hepsi olağan üstüdür. En önemlisi ölümler, kayıplar ve şiddet içeren pek çok eylem ve olaya rağmen mutlu bir sonun olmasıdır.

Masallar çocuklarla bilinçaltı düzlemde, örtük bir şekilde, sembollerle iletişim kurar. Çocuk masal içinde, o an yaşadığı güçlüğü tanımlayan bir sembolle ya da kahraman ile özdeşim kurar. Bu özdeşim çocuğa içsel çatışmasını “gerçek olmayan bir dünyada”, “dışsallaştırarak” yaşama olanağı sunar. Kahramanın yolculuğu acı, tatlı, korkunç ve şenlikli taraflarıyla, çocuğun kendisi olmayan ama içsel olarak kendisini bulabildiği bir çözümleme alanı sunar. İyi figürler idealize ettiği figürlerdir, kötü figürler çatışmasının kaynakları ve onu engelleyen şeylerdir. Bazen bunlar kendi içindeki parçalar, bazen dış dünyada gerçekten engel olarak gördüğü toplum, baba, öğretmen gibi birinin “aslında o olmayan” temsilidir. Sorunun gelişim ve çözümlenme serüveni boyunca gerilimin yansıtılacağı söze dökülmüş bir süreç başlar. Sonuçta birçok zorluk ve belki kayba rağmen, kahraman zorluğun üstesinden gelir ve mutlu sona ulaşır; gerilim çocuğun tasarlayamayacağı bir çözüm bulur ve çocuk rahatlar.

Bir çocuk için masalın ruhsal anlamı ve iyileştirici süreci bir yetişkinin anlayamayacağı bir zenginliktir. Her şeyden önce içindeki tüm iyi ve kötü şeylerin kabul edildiği, tüm duygularını yaşayabildiği bir alana sahip olmuştur. Hiç biri yargılanmaz sadece oradadırlar ve onlar arasındaki tüm gerilim ve çatışma da gözler önündedir. Gerçek dünyada yokturlar ama masal gerçekliğinde vardırlar ve saçma değildirler. Sonra, sorun çözülür… Bir çocuk için bu önemli bir umut kaynağıdır; gelişip büyüyebileceği, zorluklarla baş edebileceği ve becerilerini geliştirebileceğine dair önemli bir inanç kaynağı sunar. Hiçbir sorunun çözümsüz olmayacağı ve hatta bazen sihirli de olsa çözümün geleceği fikrini aşılar. Ve tabii ki çocuğa yalnız olmadığını, kendisine yardımcı olabilecek içsel ya da dışsal kaynakları olabileceği fikrini, bilinçdışı bir düzlemde sunar. Bir çocuğun en büyük ihtiyacı olan “adaletin” sağlanması söz konusudur. Bir şekilde iyiler de kötüler de hak ettiklerini bulur. Çocuk bir masalı dinlerken, dinledikten sonra ve masalı/masalın parçalarını sürekli içinde taşırken karşılaştığı gerçek yaşam sorunlarına “sihirli” içsel çözümler bulur. Ruhsal olarak kendisini iyileştiren önemli bir aracı olur…

Peki artık neden masal anlatmıyoruz? Yetişkinler, anne babalar, öğretmenler masallardan neden bu kadar uzaklaştı? Masallardan neden korkuyoruz? Bir yetişkin için “fantezi dünyası” sanki mevcut gerçekliği baştan sona yıkan korkutucu ve “yalan” bir dünyadır. Bu durumda belki yetişkinlerin korktuğu kendi içsel dünyalarını uyaran, uyandıran, onları fantezi dünyasına davet ederek gerçeklikten kopmalarına neden olan bir araçla karşılaşmaktır. Ya da çocuklarına “yalan” söyledikleri fikri ile, gerçek dünyanın öyle olmadığı, gerçekte ejderhaların, güzel prenses ya da yakışıklı prenslerin olmadığını göstermenin tek yoludur masal anlatmamak… Aslında yetişkin zihinlerimiz fantezileri unuttuğu için ondan korkmamız kaçınılmaz; ancak çocuklar gerçek dünya ile fantezi arasındaki farkı zaten bilirler… Üstelik masallar bunu vurgulamak için ilginç başlangıçlara sahiptirler. Bazen de masallardaki kötü figürlerin ya da korkunç olayların çocuğun korkularını ya da olumsuz davranışlarını arttıracağı fikri yüzünden kaçınıyoruzdur masal anlatmaktan. Ancak belki yetişkinler olarak biz baş edemiyoruzdur ve çocukların elinden de baş edebilme potansiyellerini alıyoruzdur… Ve hatta kötüye hiç yer vermeyerek çocuğun içindeki kötüyü de istemediğimizi, onu öyle kabul etmeyeceğimizi söylüyoruzdur. Gerçek dünyanın içindeki kötülüklere karşı da savunmasız hale getiriyoruzdur belki böylece… Oysa masal anlatmadığımızda korku ve kötülüğü yansıtacakları alanı da ellerinden alıp, tamamen savunmasız ve bunlarla ne yapacaklarını bilemez halde; daha çok korkarak, daha fazla gerilip “taşkınlaşarak” yaşamalarına neden oluyoruz belki de… Merak etmeyin size “bu gerçek mi?” diye sorduklarında sadece güvende olduklarından emin olmak istiyorlar; gerçek hayatta böyle bir şey olmadığını inanın onlar da biliyorlar. Sadece sembolik olarak sorunlarını çözmeleri gerekiyor, biz yetişkinlerin de buna izin vermesi… Yani oyun oynamalarının ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu kabul ediyorsak, masal dinlemelerinin de benzer bir ihtiyaç olduğunu kabul etmemiz yetiyor.

Buraya kadar “nedeni” konuştuk… Şimdi geldi “nasıl” sorusuna cevap bulmaya. Önce çocuklara masal anlatmanın önemli olduğunu kabul ederek başlamamız gerekiyor. İçinizde en ufak bir tereddütle ve samimiyetsizlikle yöneldiğinizde çocukların bu eylemden faydalanma ve bundan keyif almaları mümkün değil maalesef. İkinci olarak masallardaki “kötü” karakter ve olayları çıkarmadan, masalı olduğu gibi anlatmanız gerekiyor. Unutmayın bunlar zaten çocuk için tanıdık; onlar varoluşsal meseleler ile biz yetişkinlerden daha fazla temas kuruyorlar ve tüm bu kötüler kendi içlerindeki kötülerin birer temsilleri. Yani kurt babaanneyi ve Kırmızı Başlıklı Kızı yutabilir, cadı prensesi uyutan büyüyü yapabilir, canavar kahramanın önüne büyük bir yıkım getirebilir; birileri ölebilir, karınları kesilebilir, devler uçurumdan düşebilir… Hatta kahramanın bile başına kötü şeyler gelebilir. Sonuçta hepsi adaletli ve mutlu bir sonla biter; mutlu sonla bitirmeye özen gösterin.

Okumayın, mutlaka anlatın… Bu gerçek bir ilişki olanağı sunar. Sevdiğiniz ve iyi bildiğiniz bir masaldan başlayın; anlatırken sesinizi değiştirin, yükseltin alçaltın… Duygusal tepkilerine odaklanın ve ona göre masalı ve anlatımınızı şekillendirin. Okuyacaksanız sık sık çocuğunuzu kontrol edin ve duygusal, duyusal öğeler ekleyin… Olumsuz bir olay ve duyguyu abartmayın; hepimiz Külkedisi’nin annesinin öldüğünü biliyoruz ama günlerce gecelerce ağlayıp, aylarca yas tuttuğunu hiç duymadık. Yine de her gün annesinin mezarını ziyaret ettiğini ve onu özlediğini bir kere duyduk; bu olumsuz, acı veren duyguyu ve onun yaşanmasını normalleştirmek için çok önemli… 5 yaşın altındaki çocuklarla olumsuz durum ve duyguları paylaşırken, sesinizi normalleştirin ya da alçaltın ve 5 yaş itibariyle biraz gerilimi arttırın… Sağlıklı bir korku, eğlenceli ve geliştiricidir; bunu deneyimlemeleri için onlara olanak verin. Bedeninizi masala eşlik eder şekilde kullanın.

Başlarken ve bitirirken mutlaka sessizliği ve sakinliği sağlamaya çalışın. Masal zamanı gece lambasının yakılması, masal battaniyesinin alınması gibi hatırlatıcı bir ritüelle başlayabilir; bu çocuğun duygulanımsal olarak uyumlanmasını ve masalla ilişki kurabilmesini kolaylaştıran bir geçiş alanı, ara bölge oluşturur. Ayrıca sessizliği ve sakinliği deneyimleme olanağı sunar. Masalın önemli yerlerinden önce ve sonra da sessiz aralar verin ve masalla bağının sürmesini sağlayın…

Masalı anlattıktan sonra çocuğunuza ne anladığını, masalın anlatmak istediği şeyin ne olduğunu sormamaya, ona masaldan çıkarması gereken anlamı vermemeye ya da daha sofistike bi düzlemde çocuğunuzun hangi geriliminin çözümlendiğine dair fikrinizi onunla konuşmamaya gayret edin. Bu çocuğunuzun değil, sizin ihtiyacınız ve tamamen zihinsel bir yerden geliyor; bu gibi bir yaklaşım akademik bir beceriyi içerir ve zaten okullarda yeterince yapılıyor. Oysa tekrar hatırlatalım çocuklar masallarla örtük, sembolik ve bilinçdışı bir ilişki kurar ve her çocuk her masaldan farklı bir içsel anlam üretir. Hatta aynı masaldan zaman içinde de farklı anlamlar üretir. Mesele masalın iyi ya da kötü mesajı, anlatmak istediği ana temayı anlaması değildir; mesele çocuğun içsel gerilimini yansıtabileceği, deneyimleyebileceği ve çözüme kavuşturabileceği bir fırsatının olmasıdır. Bir anlam doğrudan ya da dolaylı aktarıldığında çocuğunuzun kendi anlamını üretebilmesi ya da kendini kabul edilmiş hissedebilmesinin önünü tıkamış olursunuz.

Ve ne olursa olsun masalı çözümlenmemiş, sonuca ulaşmamış bir şekilde, asla yarım bırakmayın. Tüm kötü şeylere rağmen masalı mutlu sonla bitirin

Çocuklarınıza masal anlatın. Bunu aranızdaki bağı ve ilişkiyi güçlendirmek için yapın. Güvenle dünyayı keşfetmeye açılabilmesi için yapın. Kendisini rahatlatabilecek, gerilimlerini çözebilecek bir alan yaratmak için yapın. Kötü şeylerle baş edebilecek gücü olduğunu keşfetmesi ve bunu deneyimlemesi için yapın. Olumsuzluklar karşısında gücünü ve umudunu yitirmeyecek, yaratıcı bir yetişkin olmasını desteklemek için yapın.

Çocuklarınıza paylaşabileceğiniz özel anlar verin ve en önemlisi, onları her şeyleriyle kabul edebilen ebeveynleri olduğunu göstermek için masal anlatın…

Kaynakça:

Bettelheim, Bruno. The Uses of Enchantment, The Meaning and Importance of Fairy Tales (2010) ,  Vintage Book Edition

Fox Eades, Jennifer M.  Classroom Tales, Using Storytelling to Build Emotional, Social and Academic  Skills Across the Primary Curriculum (2006) – Jessica Kingsley Publishers

Salans, Molly. Storytelling with Children in Crisis, Take Just One Star – How Impoverished Children Heal Through Stories (2004) – Jessica Kingsley Publishers

Tolkien, J.R.R. Peri Masalları Üzerine (1999) – Altı Kırkbeş Yayın