Alim mi, Arif mi?

En bilge olan kim? Bilgiyi kendi hayrı için biriktiren mi? Yoksa sahip olduğu bilgiyi başkalarına yardım etmek, onların önünde daha önce hiç fark etmedikleri kapılar, yollar açmak için kullanan mı?

Ceplerimizde biriktirdiklerimiz neler? Bunları sadece kendimiz için değil, başka insanların hayatına değer katabilmek için nasıl kullanırız?

Dünyanın öyle karanlık bir zamanında yaşıyoruz ki ancak her birimizin hayata katacağı kendine has değerle bu karanlık zamanın içinden çıkabiliriz. Aydınlık, bizim hayata hem kendimiz hem de başkaları için katacağımız anlamda.

Bu haftanın blog yazısı küçük bir bayram hediyesi, sizin için seçtiğimiz bir bilgelik hikâyesi. İçinizdeki aydınlıkla buluştuğunuz güzel bir bayram geçirmenizi dileriz…

Eylül ayında görüşmek üzere!

Padişahın biri, oğluna en büyük hakikat dersini vermek istemiş. Bunun için ayrı ayrı günlerde hatırı sayılı iki farklı bilge grubuna ziyafet düzenlemiş.

İlk ziyafet alimler içinmiş. Davet saatinde padişahın sarayına birer birer varan alimler ziyafet sofrasına karşılıklı oturmuşlar. Sofra tam padişahlara layıkmış ancak kaşıklarda bir gariplik varmış. Kaşıkların sapları olması gerekenden çok daha uzunmuş. Alimler yemeklerini yerken hem sofraya hem de kendi üstlerine dökmüşler.

Yemek faslı bittiğinde Padişah “İçinizde en alim olanınız kim ise ona bir hediye vermek isterim,” demiş. Her biri, içlerinde en alim olan kişinin kendisi olduğunu iddia etmiş. Hal böyle olunca Padişah hediyesini verememiş. Vakti geldiğinde misafirler kurduğu sofra için Padişah’a teşekkür ederek saraydan ayrılmışlar.

Ertesi gün Padişah ülkenin en saygın kanaat önderleri olan arifleri çağırmış. Saraya tam vaktinde ve belli bir nizam içerisinde gelen arifler sofrada yerlerini almış, karşılıklı oturmuşlar. Uzun saplı kaşıklar da dahil, ziyafet sofrasının bir önceki günden hiçbir eksiği yokmuş. Padişahın davetlileri uzun saplı kaşıkları almışlar ellerine. Sanki konuşmuşlar gibi her bir arif tam karşısında oturan arkadaşına uzatmış yemekle doldurduğu kaşığını; arkadaşının karnını doyurmuş. Böylece her bir arif kendi karnını doyurma telaşına girmek yerine uzun saplı kaşıklarla karşısındaki dostunun karnını doyurmuş.

Karınlar doyup, sofra ortadan kaldırılınca Padişah sorusunu sormuş “İçinizde en arif olanınız kim? Ona bir hediye vermek isterim.” Yan yana oturan bilge kişilerden her biri, bir yanındakini göstermiş. Sıra en sonuncu davetliye geldiğinde “En arifimiz, yani mertebe bakımından en üstte olan, saraya en önde girendi,” demiş.

Padişah, ariflerin birbirlerine duydukları hürmete; tevazu ve intizama, Hakikat karşısında kendilerini aradan çekebilmelerine ve hallerine hayran kalmış. Her birini mükafatlandırmak istese de arifler o mükafatları kabul etmemişler. Padişaha o hediyeleri ihtiyaç sahiplerine dağıtmaları önerisinde bulunmuşlar.

Padişahın en kıymetli davetlileri de saraydan ayrılınca Padişah oğlunu yanına çağırmış ve ona “İki gündür benimle beraber yemek sofralarında olan biteni izliyorsun evladım. Gördüklerin sana ne anlattı?” diye sormuş. Şehzade “Babacım ilk günkü misafirlerimiz sadece kendilerini düşünüyorlardı, hal böyle olunca da neredeyse kavga edeceklerdi. Bugün gelenler ise sanki kendilerini yok etmiş gibiydiler. Hiçbiri kendisini düşünmedi, önce karşı taraftaki arkadaşını düşündü. Bunlar birbiriyle kavga etmezler,” diye cevap vermiş.

Padişah “Söylediklerin çok doğru evladım. İlk gruptakiler ‘Biz Alimiz’ diye geçinip dururlar, halkın arasında hakikatin temsilcisiyiz diye ahkam keserek dolanırlar. Hallerini gördün işte. Onların bilgisi ancak ve ancak kendilerini kurtarmaya yeter. Bugün gelen gruptaki arifler ise ne kadar sessiz ve mütevaziydiler. Onlar nefslerini terbiye etmiş, görünmez olabilen hakikat sözcüleridir. Kuyuları yalnızca kendileri için kazmazlar, bunun ötesine geçerler ve susamışlara da su taşırlar. Bunu su kaynağının bir hizmetçisi olduklarını unutmadan yaparlar. Onların hali sadece kendileri için değildir, dostları vardır. Tüm dünyayı hakikatin bir görüntüsü olarak kendilerine dost edinmiştir onlar. Bu yüzden dostlarını düşünürler, tüm insanlığa nasıl hizmet edeceklerini düşünürler,” demiş oğluna ve devam etmiş “Seçim senin oğlum, yakında ülkeyi yöneten sen olacaksın. Nasıl bir Padişah olmak istersin? Alim mi, Arif mi?”

Derleme: Nazlı Ç. Azazi – Roza Erdem

Kapak görseli: https://tr.pinterest.com/pin/312437292884428448/

 

Post A Comment