FEST Konferansı ardından…

Seiba ekibi olarak 27 Haziran-2 Temmuz 2018 tarihleri arasında Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daydık. Kurulduğumuzdan beri her sene olduğu gibi bu sene de Avrupa Hikâye Anlatıcıları Federasyonu’nun (FEST) düzenlediği konferansta Avrupa’nın dört bir yanından gelen hikâye anlatıcılarıyla buluştuk.  Konferans sırasında Seiba ailesini çok mutlu eden ve ülkemiz adına da önemli bir adım olarak gördüğümüz bir gelişme yaşandı: Kurucularımızdan A. Senem Donatan FEST’in yönetim kurulu üyelerinden biri olarak seçildi. Senem’in bu süreci anlattığı yazısını keyifle okumanızı dileriz… 

FEST; Avrupa’da anlatıcılık alanında çalışma yapan altmışın üzerinde organizasyonu çatısı altında toplayan bir federasyon. FEST Konferansı her sene başka bir ülkede yapılıyor. Ev sahipliği yapan organizasyon bir tema belirliyor ve konferans içeriği o tema çerçevesinde şekilleniyor. Bu senenin teması “Balkanlarda Hikâye Anlatıcılığının Çağdaş Yorumları” idi. Konferans boyunca Balkanlar’da ve genel olarak Doğu Avrupa’da anlatıcılığın tiyatro, müzik, dans gibi diğer performans türleriyle iç içe geçmiş örnekleri ya icra edildi ya da anlatıldı. Bu örnekler heyecanlı tartışmalara vesile oldu ve bu tartışmalardan bir sürü soru doğdu: “Performans türlerinin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor?” “Tiyatrodan anlatıcılığa geçilen ya da anlatıcılıktan tiyatroya geçilen sınır çizgisi nerede? Bahsi geçen sınırlar hangi kriterlere göre belirleniyor?” Bu soruların yanı sıra FEST bünyesinde bir süredir “Profesyonel bir anlatıcının yetkinlikleri neler olmalıdır?” “Anlatıcılar için Avrupa çapında uygulanabilecek temel bir eğitim müfredatı belirlenebilir mi?” “Böyle bir müfredatın içeriği nasıl olmalıdır?” gibi sorular da soruluyor.

Kanımca bu soruların her biri ayrı birer hazine. Onlara vereceğimiz cevaplardan öte bu soruların tartışılıyor olmasını anlatı sanatı açısından çok önemli buluyorum. Zira hikâye anlatıcılığı dünyada halen kendini “kabul ettirme” derdinde olan bir sanat formu. Türkiye’de, Avrupa’da ya da dünyanın diğer coğrafyalarında anlatıcılığın performatif bir sanat türü olarak tanınırlığı, üniversitelerde bir sanat türü olarak eğitiminin verilmesi, bir meslek olarak kabulü ne yazık ki halen oldukça düşük. O nedenle performatif bir sanat türü olarak anlatıcılığın sınırlarını tartışmak anlatı sanatının görünürlüğüne çok önemli katkılar sunuyor bence. 

FEST, anlatıcılık mesleğinin tanınırlığını, akademik ve kültürel ortamlardaki kabulünü arttırmak için konferansın dışında da yıl boyunca farklı çalışmalar yapıyor. Örneğin FEST bünyesinde yapılan araştırmalar ve network çalışmalarıyla bu sene konferansa özellikle Balkan ülkelerinden dokuz tane yeni organizasyonun katılması sağlandı. Bu bağlantılar sayesinde Balkan ülkelerinde uluslararası çapta birçok anlatıcılık festivalinin düzenlendiğini ve bu festivallerin çok kalabalık bir dinleyici kitlesi olduğunu öğrendik. Açıkçası anlatı sanatına dair bu gelişmeler bence çok umut verici. 

                                                           FEST toplantılarından bir kare…

Darısı Türkiye’nin başına diyeyim ve 2020 yılında Türkiye’de de uluslararası bir festivalin tohumlarının atılacağını müjdeleyeyim. Daha önce sosyal medyadaki duyurularımızdan hatırlayanlar vardır; Seiba olarak FEST 2020 Konferansı’nı Bursa Nilüfer Belediyesi işbirliğiyle Bursa’da gerçekleştireceğiz. Konferansın ardından İstanbul’da 2 günlük bir festival düzenleme hayalimiz de var. 

Konferans boyunca hayaller yeni soruları kovaladı, sorular yeni hayalleri ve yeni ilhamları doğurdu. Tüm bu süreçte benim için en ilham verici örnek Katalena oldu. Katalena; Sloven Halk Müziği’ni çağdaş yorumla icra eden bir müzik grubu. Grubun kurucusu Müzisyen ve Felsefeci Bostjan Narat konferans açılış konuşmasında şu soruları ortaya attı: “Günümüzde geleneksel formları kendi sanatsal üsluplarıyla harmanlayan anlatıcılar, müzisyenler, tiyatrocular gelenekle nasıl bir ilişki kuruyorlar?” “Geleneksel formlara tamamen sadık kalmak ya da onları tamamen reddetmek yerine gelenekle diyalog kurmak mümkün mü?” Narat, geleneğe faydalanabileceğimiz değişmeyen, sabit bir kaynak olarak bakmak yerine ona sorular sormayı ve kendi özgün cevabımızı bulmayı önerdi. Konferansın son akşamı harika bir konser veren Katalena ekibi, bize geleneksel halk müziği ile çağdaş müziğin nasıl diyalog içinde olabileceğine dair son derece ilham verici bir örnek sundu. O akşam Avrupa’nın her yerinden gelen 150 kadar anlatıcı bir konser dinlemekten öte yağmur altında dans ve müzik ayinine dönüşen bir deneyim yaşadık. Gelenekle çağdaşın özgün buluşmasının yarattığı büyü gece boyu hepimizi etkisi altına aldı.

Sözün özü; Ljubjana’da sorular soran, o sorulara sanatıyla özgün cevaplar bulmaya çalışan, hayaller kuran ve hayallerinin peşinden koşan insanlarla buluştum. Ayrıca Ljubljana’nın huzurlu, sakin ve bir kadar da canlı, yaşam dolu atmosferini solumak da büyük bir nimetti benim için. Dönüş yolunda zihnimde Ragnhild A. Morch’un konferans sırasında söylediği sözler yankılanıyordu; “Hayallerin seni korkutmuyorsa, yeterince büyük değildirler.” Kendi kendime dedim ki; “Korkuyorsun biliyorum ama yine de hayallerinin peşinden git ve yol boyunca soru sormaktan hiç vazgeçme.”

Biliyorum ki dünyanın pek çok yerinde, tıpkı bizim birkaç yıl önce bir hayalden gerçeğe dönüştürdüğümüz Seiba gibi, hayaller kuran, onların peşinden giden ve onları gerçeğe dönüştüren anlatıcılar var.

 

Post A Comment