Kütüphanede Bir Masalcı

Bu haftanın blog yazısını Seiba’nın Anlatıcının Yolu programının ilk mezunlarından Dilber Koç ile yaptığımız röportaja ayırdık. Dilber, Bursa Nilüfer Belediyesi Kütüphanelerinde Genel Kütüphane Hizmetleri Bürosu ve Misi Köyü’ndeki Çocuk Kütüphanesi’nin sorumlusu. Rengarenk resimli kitaplar ve hikâyelerle çevrili bu alanda “Çocukların kütüphane ve okuma alışkanlığını nasıl geliştirebiliriz?” sorusu Dilber’i hikâye anlatıcılığı ile buluşturmuş. Resimleri, sözcükleri, masalları, hikâyeleri okumayı da anlatmayı da çok seven bir kütüphane çalışanı, küçücük çocukların hatta onlarla birlikte kütüphaneyi ziyaret eden büyüklerin hayatlarına dokunmuş. Dilber’le yaptığımız röportajı keyifle okumanızı ve her birimizin masalların, hikâyelerin gücüne duyduğumuz inancın pekişmesini dileriz…

 

Seni tanıyabilir miyiz?

Bursa’nın Yenişehir, Karacaali köyünde doğdum. Köyün tozunda, toprağında geçti çocukluğum. Dumlupınar Üniversitesi Seramik Bölümü’nde okudum. Ancak eğitim aldığım alandan farklı alanlarda çalıştım, daha çok kurumsal temsilcilikler yaptım. Kızım Güneş’i büyütmeye başladığım sıralarda çocuk kütüphanesi açılacağını öğrendim. Başvuru yaptım. Aylar süren bekleyişten sonra çalışmaya başladım.

Kütüphanede çalışmak, benim için ezber bozan bir iş deneyimi oldu. Daha önce değerlerimle böylesine örtüşen bir işte çalışmamıştım. Etrafım çepeçevre kitaplarla sarılı ve çocuklara özel bir kütüphanede çalışmak çok heyecan vericiydi. Üstelik kamusal yaşam ve ücretsiz bir hizmet için çalışıyordum. Yeni bir iş ve kendimle yeni bir buluşma alanı kazanmıştım. Çocuk kitaplarının içine daldıkça çocuklarla, yakın çevremle ve kendimle ilişkilerim dönüşmeye, yeni kapılar aralanmaya başladı. Aradan 8 yıl geçti. Çocukken bir kütüphaneye ya da kitaplara yakın olamamamın yarattığı doymak bilmeyen açlık var üzerimde. Hala geçmedi ve umarım geçmez. Son yıllarda çocuk hikâyeleri de yazıyorum. Doymasam da yeni hikayeler yaratmayı, paylaşmayı deniyorum.

Hikâye anlatıcılığı ile nasıl buluştu yolun?

Biz kütüphanelere gelen çocuklara genel tanıtımlar yanında okumalar yapan bir ekibiz. Okul dönemlerinde, yaş gruplarına göre yaptığımız okumalar, çocukların kitap ve kütüphaneye olan ilgilerini bir anda değiştiriyordu. İstekleri artıyordu. Mesela daha fazla kitap incelemek, daha uzun süre kütüphanede kalmak, yazarla ilgili sorular sormak, çalışma saatlerimizi öğrenmek, kardeşlerini getirmek, yetmedi kucaklaşmak istiyorlardı. Bunları gördükçe, çocukların (ve büyüklerin:) kütüphane ve okumayla olan bağlarını nasıl daha fazla güçlendirebiliriz sorusunun peşine düştük. Yaz aylarındaki genel durgunluğu “Biz bu yaz kütüphanedeyiz” projesi ile tersine çevirdik. Haftalarca kırsal mahallelerdeki çocuklarla ve ebeveynleriyle kütüphane etkinliklerinde buluştuk. Bu projeyi tam sekiz yıldır, çocuk gelişim uzmanları, psikologlar, eğitimciler, sanatçılar ve kütüphane çalışanları, birbirimizden çok şey öğrenerek ilmek ilmek dokumaya devam ediyoruz. Drama, yaratıcı okuma yöntemleri, hikâye anlatıcılığı derken Nazlı Ç. Azazi’nin Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı çalışmalardan haberdar olduk. 2013 yılında beş kişilik bir ekip bir hafta sonu eğitimi için İstanbul’a gittik. Çok etkileyici ve benim için yeniliklerle dolu bu eğitimdi. Anlatının ve masalların incelikleriyle tanıştık. Sözlü gelenekle yakınlaşmak yanında kendimle de yakınlaşabileceğim kanallar bulmuştum. Eğitimin diğer modüllerini dört gözle bekler oldum. 

Kendinle buluştuğunu hissettiğin yanlar nelerdi?

Duymayı istediğim çok şey var; okumayı ve anlatmayı istediğim, duyulsun istediğim sözcükler, hikâyeler var. Bir kitabı okuyorum o beni bir masala götürüyor, o masal başka bir hikâyeye; her biri içinde şifreler barındırıyor. Tüm bunları paylaşma heyecanı duyuyorum içimde.

Arka arkaya aldığın eğitimlerden sonra kütüphane ortamında sahip olduğun yeni bilgiler ışığında neler fark ettin?

Anlatıcının Yolu eğitimine katılmadan önce aldığım eğitimlerde sözlü gelenekle ilgili artan farkındalığımla okumalar, araştırmalar yapmaya, performanslar izlemeye başlamıştım. Bu alanda mutlaka bir şeyler yapmak gerekiyor diye hissediyordum. Katıldığım eğitimler bana  adım atma gücü verdi.

Burada okuma alışkanlığının nasıl kazandırılabileceğine dair pek çok soru alıyoruz. Bu soruları cevaplarken çocukları masallar ve sözlü anlatı geleneği ile buluşturmanın eksik kaldığını fark ettim. Bu, şimdiki çalışmalarıma yön veren bir başlangıç noktası, bir yol haritası ve insanların hem kendileriyle hem de başkalarıyla buluşmasına katkı sağlayan bir patika oldu. Çocukları, ebeveynleri ve eğitimcileri bu bilgiyle buluşturmak ve hikâye anlatıcılığını çalıştığım alana taşımak hep arka planda işliyordu. 

Sonra Anlatıcının Yolu geldi sanırım. İki yıl süren bu eğitime katılmaya nasıl karar verdin?

2015 yılında Seiba davetiyle Türkiye’ye gelen Ashley Ramsdem’in anlatıcılık kampına katılmıştım. Kamptan dönünce orada çalıştığım masalı arkadaşlarıma anlattım. Öyle beğenmediler, kendimi öyle kötü hissettim ki, bu kötü anlatı benim için dönüm noktası oldu. Kötü deneyimler hep dönüm noktalarım olmuştur.

Anlatıcının Yolu seçmeleri işimin çok yoğun olduğu, çok kritik bir zamana denk gelmişti ama içimde katılmanın iyi olacağına dair bir his vardı. Sanırım her şeyden bir adım geri çekilip hem kendim için özel bir alan açmak hem de gireceğim bu yolun mesleğime ve çocuğuma yapacağı katkılara dair duyduğum inançla buna cesaret ettim. Cesaret diyorum çünkü her anlamda cesaret isteyen bir şeydi benim için.

Anlatıcının Yolu’nu nasıl değerlendirirsin?

İnanılmaz bilgilere eriştim, inanılmaz pratikler kazandım; dünyanın her yerinden gelen, arka planı çok kuvvetli, şahane eğitmenlerle çalıştım. İlginç masallarla, ilginç kitaplarla, ilginç insanlarla buluştum ve şahane dostluklar kurdum. Kırk yılın ardından benim için doğru bulduğum, olmasını dilediğim şeyler adına attığım en önemli adımdı sanırım Anlatıcının Yolu’na katılmak ve o güne kadar düşündüğümden çok farklı kapılar açtı. Kendimle buluştuğum, kendimle yüzleştiğim iki yıldı. Her buluşmanın ardından evime, işime döndüğümde arkadaşlarım “Sende bir farklılık, bir değişiklik var,” dediler bana. Anlatıcının Yolu anlatmakla bitmez benim için.

Anlatıcılık üstüne daha derin bir eğitim almış olmak peşine düştüğün soruda nasıl katkı sağladı sana, daha sonra neler yaptın?

Kütüphaneye gelen çocuklara düzenli olarak masal anlatmaya başladım. Çok fazla gruptan anlatı talebi gelmeye başlayınca bir program yaparak anlatı zamanlarını düzene oturttuk. Otuz kadar çocuğu yarım saat bir masalla buluşturmak, hiçbir performans hazırlığı yapmadan, toplantı notlarını yazıp hemen ardından bir anlatı yapmak inanılmaz deneyim kazandırdı bana. Sanırım çocuklardan da çok şey öğrendim ve pratik edindim. Çocuklar da sorular sordular ya da yorumlarını paylaştılar. Neşe içerisinde beklenen ve çok talep edilen buluşmalar yaptık.

Bu buluşmaların ardından kütüphaneye çocuklarıyla birlikte gelen yetişkinlerin de katılacağı “Kütüphaneden Masal Sesi Geliyor” adında masala, oyuna, tekerlemelere, bilmecelere yer verdiğim 56 buluşmalık bir program yaptım. Aslında okul öncesi ya da ilkokul çocuklarını düşünerek tasarladığım programa liselilerden de katılanlar oldu. Ders çalışmak için gelip masal saatinde ara veriyorlar ve masal dinliyorlardı. Çocuklarını uyutup masal dinlemeye gelen ebeveynler oldu. Çok anlamlı buluşmalardı, eminim o masalları defalarca anlattılar. 

Ayrıca eğitim fakültesinde okul öncesi eğitim bölümü ve Türkçe bölümü öğrencilerine “Anlatı, Anlatmak ve Okumak” ile ilgili sunumlar yaptım. Liseli öğrencilerle buluşmalar yapıyorum.

Masallar üzerine sohbet ederken ebeveynler ve eğitimcilerin bu konuda bilgili olmadıklarını hatta zaman zaman tedirgin ve endişeli olduklarını gözlemledim. Onları, özellikle eğitimcileri bilgilendirmek için temel eğitimler verilmeli diye düşünmeye başladım.

Misi’de arkadaşım Elvan Özcan ile “Söz Mayası, Hayal Bohçası” adında bir program yaptık. Misi köyünde kitapla, anlatıyla ve masalla ilgilenen veliler ve çocuklara yönelik bu programda, ben yetişkinlere masal anlatırken çocuklar başka bir odada bir çocuk kitabı üzerine Elvan’la çalışma yaptılar.

Yani toparlamam gerekirse şu ana kadarki deneyimimi sadece çocuklarla değil çocuklarla çalışanlarla da paylaşmaya çalışıyorum.

Bugünlerde kütüphanede hikâye anlatıcılığı ile ilgili neler oluyor?

Şu sıralar oldukça sakiniz. Okullar açılınca düzenli anlatılara, ayrıca yetişkin ve çocukların bir arada olduğu buluşmalara devam edeceğiz.

Bu yıl sekizincisini düzenlediğimiz “Biz Bu Yaz Kütüphanedeyiz” programını geçtiğimiz günlerde tamamladık. Bu programda okula başlamak üzere olan çocuklar ve ebeveynleriyle dört hafta boyunca okumalar, anlatılar, atölyelerin yer aldığı bir dizi etkinlikle kütüphanede buluşuyoruz. Çocukların okulla, kitapla, kütüphane ile doğru bir şekilde tanışmaları için yürüttüğümüz, aynı zamanda ebeveynlere de danışmanlık sağladığımız bir çalışma bu. Kitap okumanın ya da masal anlatmanın ve dinlemenin sadece uyku öncesi yapılan aktiviteler değil günün her anında, hayatımızın içinde yer alabilecek faaliyetler olduğunu göstermeye çalıştık.

Mutlaka eklemeliyim dediğin başka bir şey var mı?

Ben çocuk kütüphanecisi olduğum için hep kendi alanımdan yorumluyorum; çocuklar bizim öznemiz, toplumsal hayatlarımızın öznesi. Onlarla ilgili birçok şeyi tasarlarken eskide kaldığını düşündüğümüz ama tam da şimdi ihtiyaç duydukları şeyleri üstlerindeki tozları silerek bir an önce paylaşmalıyız. Masallar, destanlar, ninniler, şarkılar, tekerlemeler, bilmeceler, kendi öz yaşam öykülerimiz bizi birbirimize bağlayacak değerler. Ceplerimizi hikâyelerle doldurarak onlarla daha çok hikâyeyi buluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Yalnızca okuyarak değil anlatarak, göz göze iletişim kurarak. Bilgi artık her yerden kolaylıkla elde edebildiğimiz bir şey ama hikâyeler sadece bilgi taşımıyorlar içlerinde duygu da taşıyorlar. Çocukları bu duygulardan korumak yerine onları güvenli alanlarda duygularla karşılaştırmalı ve kendi başlarına o duyguyla yüzleşirken yanlarında olmalıyız. Yetişkinlerin iyi kaynaklara ulaşmaları kolay artık; okuyup araştırarak, bu konuda destek alarak en iyi örnekleri çocuklarıyla paylaşabilirler. Ayrıca bu konuda yapılacak akademik çalışmalara da yer verilmesi ve destek sağlanması gerektiğine inanıyorum.

 

 

 

Post A Comment