Seiba Anlatı Merkezi

DİLERİZ Kİ…
Aralık 26, 2017 by hakfinco
Bizler hız çağının çocuklarıyız… Öyle diyorlar… Her an, her şeye yetişmek zorunda olan… Her an, her yerde erişilebilir olan… Listelere bağlı yaşayan; listesini tamamladığında rahat bir uyku, tamamlayamadığında vicdan azabı çeken… Öyle diyorlar…

Evet, bu çağa doğduk ama sadece bu çağın çocukları mıyız? Tüm yapmak, etmek zorunda olduklarımızın dışında, onlardan da öte birer varlık olduğumuza inanıyoruz. İçimizin kapılarını azıcık aralayıp baktığımızda, orada öylece bizi bekleyen rengarenk ve eşsiz birer bahçe var her birimizin içinde. Duyulmayı bekleyen her biri birbirinden farklı arzular, hayaller, istekler…

Seiba ailesi olarak dileriz ki, 2018 yılı tüm insanlığa içindeki eşsiz bahçenin güzellikleriyle karşılaşma ve bu güzellikleri tüm dünyayla paylaşma fırsatı yaratır. Dileriz ki, bedenlerimiz geride kalan ruhlarımızı bekler ve bir olur… Dileriz ki, 2018 yılı bize huzur ve barış getirir…” font_container=”tag:h2|font_size:24px|text_align:left|color:%23000000|line_height:1.4″ use_theme_fonts=”yes”]

2017 yılını bitirmekte olduğumuz bu günlerde, Seiba anlatıcıları olarak size kısa ama bilge bir hikaye hediye etmek istedik. Mutlu seneler!

RUHLARIMIZ

Bir Kızılderili kabilesi, atlarının üzerinde dörtnala koşuyorlarmış. Atlar öyle hızlı koşuyormuş ki, en hızlı rüzgar dahi onlara yetişemiyormuş. Atlar; yeşilin her tonunun dans ettiği en güzel ormanlardan, suların şırıltısının insana ninni gibi geldiği en güzel dere kenarlarından geçiyorlarmış. Atların üzerindeki Kızılderililer, hızdan dolayı tüm bu güzellikleri fark edemiyorlarmış. Günlerce, haftalarca koşmuşlar böyle…

Günlerden bir gün Kızılderililerin reisi birden atını durdurmuş. Tüm kabile birden bire durmuş. Ortalığı toz kaplamış. Tozlar usulca yere indiğinde, göz gözü görmeye başlamış. Tüm kabile merak içindeymiş. İçlerinden birisi cesaretini toplamış ve sormuş,

“Şefim neden durduk?”

Şef, “O kadar hızlı gidiyorduk ki, ruhlarımız geride kaldı. Şimdi onları beklemeliyiz. Yola böyle devam edemeyiz.” demiş.

Fotoğraf: Nuri Çorbacıoğlu